Tamam; mevcut hukuk kuralları çerçevesinde cezasını tamamladı! Ama masum bir insanın hayatını sona erdiren bir adamın gördüğü ilgi gerçekten tuhaf görünüyor. Gazeteci katiline gösterilen gazeteci ilgisi en çok İpekçi’nin ailesini yaralamıştır. Evet kendimi o ailenin yerine koymayı hiç istemedim. Şöyle bir ülke düşünün, masum bir gazeteci evinin önünde hunharca katlediliyor. Aile, ölümün ağır yükünü katilin “yüksek güvenlikli” askeri cezaevinden kaçmasıyla daha bir ağır hissediyor. Yıllar yılları kovalıyor, katilin cezası bitiyor.
İpekçi ailesinin acısı hiç bitmiyor. Çünkü; o cinayeti unutamıyorlar. İpekçi gazeteci ya, her yıl ismi bir anma etkinliğinde veya olumsuz olaylarda örnek gösteriliyor. Ailenin yarası sürekli kanıyor. Her yıl en az bir defa daha ölüyor İpekçi ve ailesi…
Elinde kaleminden başka bir şeyi olmayan İpekçi (ailesi bağışlasın beni) aslında tam olarak 18 Ocak 2010 yılında öldü. Ailesinin yerinde olsanız, duramazsınız acınızdan.
Kahrolursunuz…
Katilin cezasını tamamlamasına değil ama onun gazetecilerden gördüğü ilgiye kahrolursunuz. Eğer güçlü değilseniz, inanın bana çeker gidersiniz bu memleketten. Haber bültenleri, haber değeri olduğu için orada olduklarını söyleyecekler. Hep öyle olmadı mı?Bugün tüm basın organları Ağca’nın çıktığı cezaevinin, gittiği otelin önünde değil İpekçi’nin ailesinin yanında olmalıydı. Ama tahmin ettiğiniz hatta ve hatta gördüğünüz üzere olayın diğer tarafını nerdeyse düşünen kimse olmadı. (Fuat Kozluklu’yu tenzih ederim)
Ağca o kadar haber değeri taşıyordu ki ne yedi, ne içti ve neyi yemeyip neyi içmediği ve meşhur mavi kazağı merak edilenlere anlatıldı. Otel odasından kuş tüyü yastıkları evlerimize sokuldu, uzun uzun… Siz de hiç mi insaf yok? Empati dediğiniz ve asla yapmayı beceremediğiniz o duyguyu hiç mi konuk etmediniz bünyenize? İpekçi’nin ailesine hayatı zehir etmeye ne hakkınız var? Hiç düşündünüz mü? İpekçi Ailesi televizyonlara bakamayacak, uzun bir süre gazete okuyamayacaklar. Sokağa çıkamayacaklar uzun bir süre. Hayır! Gurur duyulacak bir adamın ailesi başını öne eğmeyecek. Eğer başlarını eğecek olsalardı, sizin günahınızı tokat gibi yüzünüze vururdu. Sokağa çıkmaktan imtina edecekler. Çünkü; ölmüş insanların öldüğüyle kaldığı bir ülkede yaşadıklarını düşünecekler.
Ne yazılsa, ne söylense kifayetsiz. Acı, kitlelerin umudunu koruyan onların huzuru için hayatını ortaya koyan bir gazetecinin ailesine terk edilemez bir emanet olarak sunulmuş. Sayın İpekçi Ailesi siz bu acının karşısında dimdik durabildiğiniz için bizim umudumuz var.
HEM ABDİ İPEKÇİ, ÖYLE BİR VURMAYLA ÖLECEK ADAM DEĞİL.
ÜRKEK GÜVERCİN HRANT
Bugün kardeş iki acının sıraya girdiği bir kara gün yaşıyoruz. Ne tuhaf… İpekçi de Hrant Dink de biraz daha öldü bugün. Hrant 3 yıl önce sokak ortasında katlettiler seni… Ama bir görmeliydin; katillerin istediği olmadı. Tüm Türkiye tek yürek oldu seni katledenleri lanetledi.
Ülkeyi o karanlık dehlize sürüklemeye isteyenlerin karşısında dimdik durdu, memleketin. Ne desek boş, ölen öldüğüyle kalmıyor ama böyle de olmaz ki! Hayatı yaşayarak ve yaşatarak kutsamak çok daha onurlu değil mi?
Siz çok yaşayın, yaşayın ki bu ülkeyi karanlığa sürüklemek isteyenler anlasın yaşamın gücünü…

CRA 19.Ocak.2010 Salı - 01:23:00
Bu haber 1281 kez okundu.